2500 TL üzeri ücretsiz kargo
2500 TL üzeri ücretsiz kargo
2500 TL üzeri ücretsiz kargo
Homeopati’yi Merak Edenler

Homeopati’yi Merak Edenler

Homeopati hakkında çok soru sorulduğu için kısacık bir yazı kaleme alalım istedim. En çok merak edilen ve anlaşılmayan temel başlıkları anlatmaya çalışacağım.

Kısaca tarihinden bahsederek başlayalım. Homeopati’nin kurucusu ünlü Alman hekim Dr. Samuel Hahnemann (1755-1843). Hahnemann gözlemlerine dayanarak, doğadaki her bir maddenin hastalıklı bir insanda hastanın gösterdiği semptomları iyileştirebileceğini tesbit etmiştir. Tesbitine göre periyodik cetvelin tüm elementlerinin, bitkilerin, hayvanların birer karakteristik ruhu vardır. Tedavi için seçilen maddenin ruhu ile yaşanan hastalığın ön belirtileri benzerlik göstermektedir. Buna “Benzerlik İlkesi” ve yönteme “Benzeri Benzerle Tedavi” adını vermiştir. (Simila similibus curentur). İbn-i Sina (980-1037) ‘nın Hahnemann’dan yıllar önce ‘’Doğada her ne varsa insanın içinde mevcuttur ve bizler neyi tüketirsek onun hastalığını yaşarız” sözü de Hahneman’ı doğrular niteliktedir. İsviçre’li psikiatr ve analitik pisikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung (1875-1961) “iyileşmenin bireyin iç yaşamına ait olduğu ve kollektif insan deneyiminin bir parçası olduğu” nu söylemiş. Bu bakış açısı da homeopati ile fazlasıyla örtüşmekledir.

Homeopatiye göre hastalık bedenin değil, yaşam gücünün rahatsızlığıdır. Tedavide kullanılan remedi hastalığın belirtilerini değil, vücudun yaşam enerjisini güçlendirerek bozulan dengenin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla seçilir. Homeopatiye göre vücut Beden-Zihin-Ruh denge sistemidir. Hastalığın oluşma sebebi beden, zihnin ve ruh etkileşiminin bozulmasıdır. Homeopatik bakış açısı, beden, zihin ve ruh dinamiğinin bütünlüğünü bütünsel bir bakış açısı olarak birleştirip hayali ve sembolik düşünmeyi gerektirir. Homeopatik yaklaşımda acı, sadece organik bir işlev bozukluğu olarak görülmez. Bu bir bilinç ifadesidir. Biyokimyasal anormalliklerin örneğin depresyona neden olduğunu değil, zihnin ve ruhun rahatsızlıklarını ifade etmek için bedeni kullanması olarak görülür. Zihinsel, duygusal ve fiziksel belirtiler kişinin iç dünyasının hissedilen ifadeleridir. Beden sadece problemi ifade eder ben buradayım der. Belirtiler de fiziksel ve ruhsal bedenin imdat çağrısı olarak görülür.

Biraz örnekleyerek daha anlaşılır hale getirelim, Örneğin; elementlerden Aurum (altın) remedisini ele alalım. Altın doğadaki tüm metaller arasında en ince levha haline getirilebilen metaldir. Ne kadar sıkıştırılırsa o kadar incelir dağılmaz. Sarı rengi insanları cezbeder rengi değişmez. Özelliklerini hiç kaybetmez. Aurum kişisindeki duygu kişinin kapasitesinin üzerinde veya mümkün olmayan görevleri yapma zorunluluğudur. Aşırı sorumluluk alır, kapasitesini bilir ama hep üzerine çıkar, mükemmeliyetçidir. Disiplinli, yetenekli ve son derece iddialıdır. Bu kadar sorumluluk ve yük, aşırı çalışma bazı olumsuzlukları da beraberinde getirir, Aurum kişisi tüm hedeflerine ulaşmak için devamlı çalışır. Çalışmazsa kaybetme duygusu yaşar, sonrasında yetersizlik, suçluluk ve benzeri duygular gelecektir. Sonunda kişide belki de intihara meyilli hale gelme ya da kalp krizine yatkınlık durumunu oluşabilmektedir. İyi bir homeopat doğru anamnez alma yöntemi ile doğru homeopatik tedavi uygulayabilirse buna benzer riskleri daha oluşmadan ortadan kaldırabilme şansına sahip olabilir. Burada tabi ki sadece semptomlarla değil kişinin iç dünyasını, ruhunu anlayabilmek işin püf noktasıdır.


Remedilerin herhangi bir yan etkisi yoktur. Güvenli bir yöntemdir Ancak yine de bir homeopata danışmadan kullanılmamalıdır.

Homeopati çok özel ve çok naif bir tedavi yaklaşımıdır, homeopat ise işini büyük bir, incelik ve zerafetle yapan bir sağlık sanatçısıdır. Homeopati ile tanışmak ise bizler için büyük bir şanstır.

Herkese sevgiyle, bütüncül iyilikle.